Türkülerdeki ince Mizah

Türkülerdeki ince Mizah

İleti Oyun Bitti 13 May 2008, 21:20

Mutlaka baştan sona okumanızı tavsiye ederim

Hayat muziptir. Kendisini gereğinden fazla ciddiye alanlara zalimlik ettiği de olur bazen.


Yürü bre yalan dünya
Sana konan göçer bir gün
İnsan bir ekin misali
Seni eken biçer bir gün

Diyen Karacaoğlan, bugün yaşasaydı; ne muhafaza-kârlı demokratların kostaklanmalarıyla ne de dem döken sosyal demokratların feryat ve figanlarıyla zerre kadar ilgilenmezdi. O, elinde dem tutmuş sazı, Elif'inin peşinde diyar diyar gezip söylediği koşmaların asırlara meydan okuyarak bugünlere ulaşacağını belki de hiç düşünmemişti. Üryan geldiğini biliyordu. Bir de üryan gideceğini bu dünyadan...

Üryan geldim, gene üryan giderim
Ölmemeye elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eder
Benim can vermeye dermanım mı var.


***

Aylardan Mayıs olur da ağaçlara su yürümez, dallar coşup yeşillenmez mi? Ne AKP'ye açılan kapatma davası ne iktisadi kriz ne de AB sürecindeki olumsuz gelişmeler çiçeklenmiş erik dallarının umurunda bile değildir. Yeryüzünde, medeniyet adına üst üste konulmuş tek bir taş dahi olmasa; her bahar, o dallar yine çiçek açıp arılara bal, kuşlara yem, toprağa tohum vermeye devam edecektir.

Kim bilir kaç yüz yıllık yaşanmışlıklardan katre katre süzülmüş otantik halk ezgilerinde "muhafaza-kârlılık" ya da "demokratlık" adına söylenmiş tek bir söz duydunuz mu hiç? Aşk mühimdir. Sevgiliye iştiyak, hüsrana isyan, hicrana hüzün, yoksulluğa kahır, ölüme sitem vardır hep. Kullanılan bütün motifler; gündelik hayatın sevinçleri, coşkuları, umutları, özlemleri ya da tasa, keder, elem ve acıları üstünedir.


Mesela; şöyle bir halk ezgisi var mıdır? "A’r gelir Osman aga a’r gelir / CHP'me sandıklar dar gelir " .
Yoktur herhalde. Çünkü, siyasi niza, çekişme ve koltuk kavgası sıradan insanın gündelik hayatına yabancıdır. İnsanımız, gündelik yaşamın kaotik gel-gitleri arasında; daha çok, "Çıt çıt çıt çetene de/ Sar bedeni bedene/ Dünya dolu yar olsa da/ Alacağın bir tane" meselesine takmıştır kafayı.


XXL beden Düriye'nin güğümlerinin kalaylı olup olmadığı sorunsalı.
15 yaşındaki Nazife hanımın bağının erken yaşta budandığı ve bağa bülbül dadanmış olma ihtimali karşısında duyulan gizli kıskançlık ve öfke. (Şimdilerde bu olgu, gazoz metaforuyla betimleniyor)
Halime' nin samanlıkta basılması ve şalvarının gül dalına asılma olayının zabıtlarda yer alması.
Evreşe yollarının, ıslak, kaygan ve aynı zamanda da emsallerine nispeten daha dar olduğunun iddia edilmesi. Bu meyanda; "bana bakma benim yarim var" zarfının ortaya atılarak piyasanın serbest rekabete açılarak oligopol hale getirilmesi.
Söğüt dalına -kaçak ve ruhsatsız- yuva yapmak isteyen münasebetsiz mandanın; yavrusunu sinek kapacak kadar "küçük ve işlevsiz " olmasına karşı duyulan alaycı şaşkınlık.
Fincanın taştan oyularak içine bade koyulması.
Entarinin allı, şeftalinin ballı olduğunun teyit edilerek; yekten, kaymaklı mı yoksa şekerli mi olduğunun merak edilmesi.
Tombul Safiye'ye karyolanın dar gelmesi.
Çarpık kentleşme ve imar mevzuatına aykırı yapılaşma sonucunda pencerelerin cam cama değecek kadar yakın olmasından pek şikayet edilmese de; amca kızının kendisine verilmediği için fincana turşu kurma önerisi. Bugüne kadar da; koca bir genç kızın neresinin küçük bir fincana sığacağı hususunun hala açıklığa kavuşmaması.
Bayıra karşı yatır beni/ tırmala beni kaşı beni denilerek alternatif tıp konusunda yapılan radikal devrim.
Aynı anda hem resmi hem de imam nikahlı karılarıyla halvet eden alternatif modacının; gazetelere beyanat vererek, "Kaleden kaleye şahin uçurdum" iddiasında bulunması ve bu müthiş iddia bütün boyutlarıyla derhal TRT'nin repertuarına alınma meselesi...

Bütün bu gizli gündem maddeleri; pıtrak gibi çoğalan Türkü Bar'larda ve TRT'de ki Türkü Türkü Türkiye’m programlarında sabah akşam gündeme getirilmektedir.Hele sabah magazinleri hanımların dedikodular programcıklar ve onlara aval aval bakan hanımlarımız.

Ayrıca, rüzgarsız ve sımsıcak bir yaz gecesinde terden sırılsıklam olmuş iki aşığın; ağustos böceği seslerine karışan iniltili kısa soluklarıyla, tam da dam üstünde un elerken, gizlendiği bulutlarının arasından apansız sıyrılan mehtabın mavi ve titrek ışığında gümüş kaşık gibi parıldayan kadın teni ve alüminyum süt güğümlerini andıran iri memeler, ilk başlarda pek mesele yapılmasa da; ilerleyen zamanın zihinlere serptiği idrak tohumlarının yeşermesiyle, biraz 'tombulca' olduğunun sanatsal bir biçimde anlatılma olgusundaki gizil mesajı; Avrupa Birliği müktebesata uyum çerçevesinde, sanatsal perspektiften inceleyen meşhur Alman müzik eleştirmeni Hıristiyan Demokrat üye Thomas Von Komas'ın komisyona sunduğu son raporunda : "Dam üstünde un eler/ tombul tombul memeler adlı yapıttaki genel temanın, aslında her türkünün içinde var olan erotik tandanslı otantik kurgudan farklı olmadığı ve imgelemde de Avrupa balladlarıyla keskin bir paralellik kurulabileceğini belirterek; söylemdeki aksiyon, özgün mekan tarifi ve anotomik ayrıntıya verilen önem, türkülerde rol alan yan karakterlerin konu ile hem alttan hem de üstten yakın ilişkisi, alt metinde işlenen dirimsel arzu, etik dışı ihtiras ve dışavurumcu tutku, Türk halk ezgilerinde yer alan gizli gündemi "demokratik laiklik" bağlamında istemeden de olsa deşifre etmektedir" demiştir. (Ne demekse)

Yine, baldızın balkonda yattığı ve ateş bastığı için yorgana tekme attığı üzerine kurulu ulusal ve ahlaksız efsanenin "Yaylalar Yaylalar'dan" sonra piyade eğitim sahalarının en çok istek alan parçası olması falan filan bu gizli gündemin bir devamıdır... ( Maalesef bu türkünün tamamını dinleyerek dumura uğrayan eleştirmen, görevinden istifa edip Brüksel'de tedaviye alınmış ve her hangi bir betimlemede bulunamamıştır)


"Sordum sarı çiçeğe" türünden ilahileri, mevlit benzeri naatları ve münacatları da beğenerek dinler insanımız. Bakmayın siz Konya'da ki oyların %90 'ından fazlasının AKP ve SP'ye çıkmasına. TEKEL'in resmi satış kayıtlarına göre; Müslüman başına müskiratın (alkollü içki) en baba tüketildiği vilayetimizdir Konya. Yani, hem müsalli (namaz kılan) ve müsebbihandır (tespih çeken) hem de "Meyhane mukassi görünür taşradan amma / Bir başka ferah bir başka letafet var içinde" diyecek kadar da rint ve rikkatlidir bu toprağın insanı.


Hoca Nasrettin'dir, İncili Çavuş’tur. Kimi zaman Karagöz ve Hacivat olur. Zaman gelir, Keloğlan, Köroğlu, Hortoğlu, Lazoğlu, Dadaloğlu ve de Pir Sultan olur. İsterse hırsızı mahalleye bekçi, İslamcıyı demokrasi havarisi, solcuyu müsalli (namaz kılan) yapar. Ama yine de; siyasi tepişmeler zerre kadar umurunda değildir.


Bugüne kadar kim bilir kaç bin tane vicdansız ağa, zalim paşa, muhteris bey, muteriz şehremini, alemgir sultan, azametfüruş padişah, başvekil, bakan, "meydana giremezsini" diyen vali, kendisini Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesi zanneden kaymakam gelip geçmiştir önünden. O sadece, alçak bir ses tonuyla: "Böbürlenme padişahım senden büyük Allah var" diyerek yine bildiğini okumuştur hep.


İnsanı, kulağıyla değil; gönlüyle dinler. Gönül verdiğine sahip çıkar. Gönül koyduğunu, gözünün yaşına bakmamadan tek mühürle siler.


Ders almasını bilenler için; hayatın ve mutlu olmanın basit formülleri vardır. Kısacık cümlelere sığdırmıştır yüzlerce yılın tecrübesini. Yaşa, taşa, başa oturmaktan korkar. Dişine, kuşuna, başına halel gelsin istemez. Eline, diline, beline mukayyet olmayı hüner bilir.

Siyaset ve siyaset bilimi adına yazılan, tercüme edilen, okutulan hatta Fransız tarzı televizyon tartışmalarının, Amerikan güdümlü köşe yazılarının "Palavra" olduğunu söylemeye pek dilim varmasa da gerçek budur.


Muhafaza-Kârlı demokrat AKP’ye oy vermediğime, ara sıra tatlı tatlı muhalefet ederek takıldığıma kulak asmayın siz. 3 Kasım ve 28 Mart'ın sırrı; program, proje, propaganda, aritmetik ve fizik değil düpedüz kimyadır. Bunun bir diğer ifadesi ve anlamı da; hala insana tepeden bakan, kapılarını halka ve seçmenlere kapatan, normatif aydınlanmacı elit ve Jakoben siyaset tarzının artık prim yapmadığı gerçeğidir.

Ama, kapatma davası sonrası AKP’ye bakıldığında; onlar da “battı balık yan gider” diyerek “devenin dikeni, iktidarın döveni makbuldür” siyasetini benimsemiş olmalarına da akıl sır ermiyor.


Hani, tam da şu sıralarada "fincanı taştan oyarlar" diyesi geliyor insanın... Neyse :=)


A.Mesut Tatlıpınar
Bahtsız Bedevi
Resim
Kullanıcı avatarı
Oyun Bitti
 
İleti: 145
Kayıt: 24 Mar 2008, 09:45

Kırk Ambar

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir